Kafile olarak Karadağ'a doğur yürüdük ve nihayet bu müthiş dağ kütlesi ile karşı karşıya geldik. |
…
Saraybosna’ya indiğimde uçuş stresinden olacak Pazarlama Müdürü Halit Levent Şirin, kahrımı çekmek zorunda kaldı. Ona bir gazetecinin soracağı tüm soruların on katını sordum. Bizi kim gezdirecek, kim konaklatacak, kim yedirip içirecek? Eğer kendi cebimden harcayacaksam ne kadar Bosna Gaymesi almam gerekecek… vb., vb. Güleç yüzlü olmasa bile sakin bir insan olduğu ve bu kadar yıl uçağa binen ve uçaktan inen insanla haşir neşir olmaktan ötürü sarraflaştığı için Halit Levent Şirin, üstelik Ahmet Salih Kansu’yu arayıp aynı soruları ona sormama, yani kendisine rağmen orada olmayan diğer yöneticiyi aramama rağmen beni teskin ederek kocama bir minibüse binmeye ikna etti! Sağ olsun. Umarım hakkını helal eder!
Tek Tanrı inancındaki bir savaşçı Bogomil'den kalan mezar taşı |
Tabii bu arada bizi karşılamaya gelen iki Bosna’lı hanımı da unutmamak gerek, Snježana Derviškadić (Turizm Takım Lideri) ve Erna Kurtovic. Bu iki hanımın en önemli işlerinden biri daha Bıosna’ya uçmadan beni bir mail ile ikaz etmeleri oldu. Şöyle bir mail geldi onlardan:
“Yarın sabah başlayacak Bosna-Hersek seyahatiniz için programı ektedir.
Programa incelediğinizde dağ bisikleti (bu etap sonradan iptal edildi), yürüyüş ve rafting içeren aktif bir program olduğunu göreceksiniz. Böylece sağlam ayakkabı ve rahat giysiler almanız gerektiğinden emin olacaksınız.
Ayrıca - bu haftanın geri kalanı için hava tahmini şöyledir: Açık havanın yağmur ile değişebilir olması mümkündür. Sıcaklık 25-28 derece arasında değişkendir. Hava şu anda çok hoş ancak dağlarda, gece de dâhil olmak üzere zaman geçireceksiniz. Hava ve sıcaklık değişimleri mümkündür. Sıcak tutacak giysilerden bolca getirmeniz gerek. Rahat yolculuklar diliyoruz.”
Tel: +387 33 567 030
Faks: +387 33 567 049
E-posta: sderviskadic@firmaproject.ba
Web: www.firmaproject.ba
Adres: Dženetića ÇIKMA 1/II
71000 Saraybosna, Bosna-Hersek
…
Minibüse bindiğimde Türkiye’de aynı havayı soluduğum, çoğuyla aynı şehirde yaşadığım halde yolum kesişmeyen Türklerle yüz yüze geldim. Erhan Saraloğlu, Ayfer Kuralay, İbrahim Tanrıverdi, Koraltan Bey ve Bosna’ya girişte valizine el konan, bu yüzden de gezi boyunca her an Türkiye’ye dönmeyi düşünen Ülke TV muhabiri bir de Karadeniz’in diğer ucundan Rize’den Serdar.
Biz talihli seyyahlar. |
Dağ bisikleti ve rafting koşumuzun adı ise Thierry Joubert’ti. 40-45 yaşlarında incecik bir adamdı. Fincan dibi gözlükleri vardı ve başlangıçta çok mesafeli duruyordu. Bir kuzey Avrupalı havası vardı duruşunda. Biraz yukarıdan bakar bir hali mi vardı yoksa ben mi vehmediyordum? İlerde belli olacak…
Boşnak delikanlılara dönersek: İsmail Ankara’da Harp Okulu’nda okuyor. Kardeşi Jasmin ise Kocaeli’nde. Mulic’lerin gelmesiyle minibüsümüz epey şenlendi. İsmail hepimize yetişmeye çalışırken Jasmin daha çok sessiz kalıyordu. Böylece ilk gün rafting yapacağımız ve geceleyeceğimiz Neretva nehri kıyısındaki Rafting Camp’a vasıl olduk!
Boşnak kahvaltısı ilginç ve lezzetli |
Kahvaltıdan sonra sırt çantalarımızı, ikişer üçer kişi kalacağımız küçük odacıklara bıraktık. Bosna Hersek’te turizm için yapılan bu binaların en önemli özelliği ahşabın yoğun biçimde kullanılması. Nitekim yatacağımız ranzalar bile ahşaptandı. Aynı helâyı, aynı banyoyu kullanacaktık. Aynı kazandan ama ayrı ayrı kaplarda yiyecektik. Birazdan aynı bota binip 5 saat boyunca Neretva nehrinde kürek sallayacaktık…
Mihmandarlarımızdan biri ve aynı zamanda tercümanımız Smail Mulic. |
Böylece vücudu jarse gibi saran rafting kıyafetini giydiğime bin pişman minibüse bindim, Neretva’nın kaynağına doğru dağlarda yaptığımız müthiş yolculuk böylece başladı.
![]() |
Boračko gölü kıyısında çekilen fotoğrafımız davet sahiplerinin internet sitesine konmuş. |
Gölün cazibesinden kurtularak yolumuza devam ettik. Nihayet rafting botlarını getiren araçla buluşup onları suya saldık ama Thierry Joubert bizleri bir güvenlik brifingi için etrafına topladı. İsmail’in tercümanlığı vasıtası ile hayatım boyunca sadece TV’de izlediğim raftingciler kadar bilgi sahibi olarak bindim bota.
Ve işte o an! Bendeniz, rafting heyecanı içinde botun etrafında dolanıp patlak yakır var mı diye inceliyorum |
Neretva Rafting Camp’a döndüğümüzde yorgun, aç ama mutluyduk. Akşam yemeği bu tatlı yorgunluk ile yendi. Bosna Hersek’in yaylalarında yetişmiş hayvanların etinden yapılmış ızgara ile beraber yoğurt, kaymak, ev yapımı ekmek ve uyku…
Sabah Konjic’ten Saraybosna’ya doğru yola çıktık. Şehirde birkaç dakika durup Bosna’da çeşmeden akan sular hala içilebilir ve lezzetli olduğu için pek iltifat edilmeyen şişe suyu aldık ve yeniden yola koyulduk. Bu sefer istikamet Igman-Bjelasnica idi.
1984 Kış Olimpiyatları’nın yapıldığı alanda ve Igman’da durduk. Thierry burada bizden ayrıldı. Türkçe bilmeyen diğer bir Boşnak’a devretti görevini. İsmail ve Jasmin yanımızda kaldı. Kış için hazırlık yaptıkları her hallerinden belli olan Igman otellerine doğru iki hanım yürüyordu. Biri başörtülüydü, diğerinin kucağından bir çocuk vardı. Başörtülü kadının örtünme biçiminden Türk veya Türklerle ilişkili olduğunu anladım. Uzaktan bir kare fotoğraf çekerek yanlarına gittim ve kucağından çocuk olan kadına doğrudan Türkçe sordum:
Cevap tek kelime oldu:
“Musa.”
“Türk müsünüz?”
“Babası Türk, ben Boşnağım”
…
Olimpiyat tesislerinin fotoğraflarını çektikten sonra birkaç saat içinde ulaşacağımız “Son Bogomil köyü Lukomir”den önceki durağımız olan Umoljani’ye doğru yola çıktık. Uzun yolculuk hayret vericidir ki yormuyordu. Çünkü hava kuru, etraf yemyeşil ve ihtiyacımızdan fazla oksijen vardı. Bu doğal gençlik aşısının verdiği güçle Umoljani’de kalacağımız pansiyonu gördükten sonra doğru “Son Bogomil Köyü Lukomir”e tırmanmaya başladık.
Vikipedia’da “En yüksek ve en uzak köy” olarak tanımı yapılan Lukomir köyü orta çağdan kalma haliyle insana tarihin hala yanı başımızda olduğunu hissettiren bir nişan taşı gibi.
Son Bogomil köyünde 100 yıllık evlerde hala insanlar yaşıyor. Onlardan biri de Huriye Teyze. |
Lukomir köylüleri ile vakit geçirmeden, artık bütün dünyanın tanıdığı 85’lik Huriye teyzenin peynirli-patatesli böreklerinden yeyip ayran (daha çok kefir tadında) içmeden önce yarım saatlik ciddi bir yürüyüş yaptık. Bu yürüyüş aşağı doğruydu. Bir de gelişini düşünün. Allah’tan mihmandarlarımız burada bize kahve yeşil çay ve şekerli yiyecekler ikram etti de –bilhassa başta ben- yarı yolda benzinsiz kalmadık!
![]() |
John Travolta'nı'n canlandırdığı Lukomir'li Emil Kovač'ı karakteri! |
Köyün filme alınması veya adının bir filmde geçmesi bu filmden ibaret değil. Mesela Yönetmeni Niels van Koevorden olan Lukomir Six Months Off isimli 2010 yılı yapımı bir belgesel de IMdB kayıtlarına girmiş durumda. İsteyen kemin edip bu belgeseli izleyebilir.
Dağdan indiğimizde mihmandarımız bizi Umoljani köyü camiine götürdü. Bu köy halkı ve
köydeki cami Sırplar tarafından tahrip edilmemiş. Hikâyesi şöyle: Sırp komutanın çocuğu çok hastadır. Modern tıp çaresiz kalmıştır. O sırada Umoljani köyünü işgal etmişlerdir. Bir kişiden buradaki cami imamının ettiği duanın Tanrı tarafından kabul olunduğunu ve çocuğunu bu imama gösterip ondan dua talep ederse belki kurtulabileceğini söyler. Sırp komutan çocuğunu imama okutur ve çocuk iyileşir. Bunun üzerine bu köye dokunulmaması emreder!
Umoljani Köyü Camii |
Bu öyküden sonra köy evlerinde bahçeden bahçeye geçerek kalacağımız pansiyona geldik…
YARIN: Bosna Maceraları’nın
ikinci bölümü geliyor…